Datawarehouse-Pusula Akademi işbirliğiyle üyelerimize özel eğitim,sertifika ve kitap olarak sunacağımız ödüller vermek istiyoruz.Bunun için tek yapmanız gereken Datewarehouse sitesine üye olmanız ve bilişim dünyasındaki bu gönüllülük hareketinde sizlerinde katkıda bulunmasıdır.
Sitemize en See details
Datawarehouse.gen.tr Türkiyedeki Oracle kullanıcıları için bulunmaz nimet. Dünyada oracle hızla gelişmekte ve bu gelişime kayıtsız kalmak mümkün değil. Hiçbir beklenti olmadan bilgilerini sizinle paylaşan bu ekibe destek vermek Pusula Akademi See details
"SEN mutlulugun resmini yapabilir misin?" diye sormustu dil üstadi, harfbaz ve kelimesinas, koca sair Nâzim Hikmet. Ve eklemisti ardindan, usulca, hinzirca: "Isin kolayina kaçmadan ama..."
Mutlulugun resmini yapmak çok zor ama mutlulugu ölçmeye kalkmak belki daha da zor. Insan mutlulugunu derecelendirebilir mi? Kavrayabilir mi? Mutluluk denilen sey içindeyken anlasilabilir mi? Peki insan kendi mutsuzluguyla yüzlesebilir mi? Çoktan kivilcimini kaybetmis nice evlilik, renksizlesmis nice mesgale, sirf aliskanliklardan dolayi yapilan nice tekrar... Tüm bunlar aslinda mutsuzlugumuzla yüzlesemedigimiz için degil mi?
Dünyanin en mutlu ve en mutsuz insanlarinin kimler olduguna dair global çapta arastirmalar yayinlaniyor. Hem de hayli itibarli sirketler tarafindan. Ve mutluluk siralamasinda bas siralarda hemen her zaman Iskandinav ülkeleri yer aliyor. Anlasilan yeryüzündeki en mutlu halklar onlar. Danimarka, Finlandiya, Norveç, Isveç ve Hollanda.
Bu ülkeler ayni zamanda dem
okrasinin, fikir ve ifade özgürlügünün ve sosyal devletinin de en gelismis, rafine oldugu yerler. Sadece ekonomik refah degil burada ölçüt; toplumsal adalet ve huzur, birey için çalisan devlet fikri, çogul ve esitlikçi toplum düzeni de insanlari mutlu ediyor, hayata daha fazla baglanmalarini, umutla bakmalarini sagliyor.
Öte yandan ortada ilginç bir ayrinti var: Mutluluk, refah ve huzur oraninin yüksek oldugu bu memleketler ne gariptir ki, edebiyat ve sanatta korku ve gerilim türlerini de basariyla üreten yerler. Tüm dünyada listelerden inmeyen pek çok gerilim romani, Iskandinav yazarlar tarafindan kaleme aliniyor. Güne rahat kahvaltisini yaparak baslayan, teknolojinin en son nimetlerinden faydalanan, en ufak bir rahatsizliginda en gelismis hastanelere giden, issizlik halinde devletten issizlik yardimi alan, hayatin rahat ve olaysiz, sokaklarin sakin ve bombasiz oldugu bir ülkede yasayan egitimli Iskandinav yazar masa basina geçince, en felaket, en gölgeli korku ve gerilim romanlarini yaziyor. Insan sormadan edemiyor: "Karanlik romanlar, karanlik filmler neden konforlu ülkelerden çikiyor?"
Son zamanlarda Türk sinemasinda birbirinden önemli gelismeler yasaniyor. Bunlar arasinda en dikkat çekici yeni dalgalardan biri, korku ve gerilim filmlerindeki gerek niteliksel gerek niceliksel büyüme. Öteden beri itibar ettigimiz bir tür degildi bu. Biz milletçe romantik ask filmleri ve dizileri izleriz, zaman zaman tarihsel yapitlar, bir de vurdulu kirdili eserler. Simdilerde yeni kusak, yerli gerilim filmlerine artan bir ilgi göstermekte. Bu türde Türkiye den çikan yönetmenlerin çok güzel ve ilgi çekici eserleri olabilir.
Ama ben meselenin bir baska boyutuna bakmak istiyorum: Ulusal ve yerel gazetelerinde hemen her gün hirçinliklarin, kavgalarin ve polemiklerin yazildigi; insanlarin birbirine çabuk kizdigi, zaman zaman bomba ya da sehit haberlerinin düstügü bir ortamda, korku ve gerilim filmlerinin yükselme sansi nedir? Alicisi kimdir?
Iskandinav ülkelerinde gördügümüz türden bir etkilesim burada yok. Mutlak konfor ve daimi huzur ortami içinde, evinde oturup kâgit üstünde ya da yönetmen koltugunda oturup kamera arkasinda karanlik fanteziler kuran sanatçilarin bizden çikma ihtimali düsük. Bunu yapabilecek iyi sanatçilar olmadigi için degil. Tam tersine. Ama toplumsal çerçeveden ve genel ortamdan dolayi.
Ironik ama gerçek: Ne zaman ki daha huzurlu, daha demokratik, daha esitlikçi bir toplumsal yapiya kavusuruz, ne zamanki gazetelerde felaket haberleri ve kavga dili azalir, sanatsal ve edebi açidan en basarili korku romanlarini ve korku filmlerini o zaman üretir Türkiyeli sanatçilar.