Datawarehouse-Pusula Akademi işbirliğiyle üyelerimize özel eğitim,sertifika ve kitap olarak sunacağımız ödüller vermek istiyoruz.Bunun için tek yapmanız gereken Datewarehouse sitesine üye olmanız ve bilişim dünyasındaki bu gönüllülük hareketinde sizlerinde katkıda bulunmasıdır.
Sitemize en See details
Datawarehouse.gen.tr Türkiyedeki Oracle kullanıcıları için bulunmaz nimet. Dünyada oracle hızla gelişmekte ve bu gelişime kayıtsız kalmak mümkün değil. Hiçbir beklenti olmadan bilgilerini sizinle paylaşan bu ekibe destek vermek Pusula Akademi See details
Peki insan bütünü anlayamaz mi? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakis açisina mümkün mertebe yaklasabiliriz; gelebildigince, olabildigince. Birden fazla parçayi ayni anda kavrayabilmek içinse sabir, sükûnet ve emek lazim. Hayatta görece kolay ve hizli ögrendigimiz dersler var, bir de fena halde zorlandiklarimiz. Bir bakmisiz üçer beser atlayarak çikiyoruz önümüzdeki basamaklari; bir rahatlik, bir özgüven, degme gitsin, tereyagindan kil çeker gibi... Derken bir de bakmisiz, takilmisiz mini minnacik bir noktada, olmadik bir safhada, bir arpa boyu bile yol kat edememisiz yillardir. Hep ayni dertlere hayiflaniyor, hep ayni hatalari yapiyor, hep yanlis insanlari seviyoruz üst üste, senebesene. O da biz, bu da biz. Bu kadar güçlü ve girisken olan da biziz; böylesine zayif ve kirilgan olan da.
Sabretmeyi ögrenmek ne kadar zor. Sabrin kiymetini anlamak ise belki bir ömür boyu sürüyor. Hep acele ediyoruz ya, telasimiz bize vakit kaybettiriyor. Kosar adim gittigimiz yere, daha mi geç vari
yoruz ne? Mutluyken de mutsuzken de aceleciyiz nedense. Bir iliskiye baslarken de, bir aski noktalarken de. Evlenirken de, bosanirken de. Ufacik bir söz isitir isitmez heyheyleniyor, aninda durumlardan sonuç çikariyor, tam olarak anlamadan ve dinlemeden yargiliyor, yaftaliyoruz. Ve bunu bir degil, on degil, yüz degil, bin degil, aslinda hep yapiyoruz. Koca bir ömür.
Bilmek de yetmiyor üstelik. Idrak bir yere kadar geliyor ancak. Ondan sonra puf! Teorimiz saglam da, pratikte habire sinifta kaliyoruz. Lafa gelince çok sey söyleyebiliyoruz, inci inci dizelerimiz ama söylediklerimizi hayata geçirme asamasinda daima ham, hep acemiyiz. Teoride kidemli usta, pratikte henüz çiragiz. Takildigimiz esas yer orasi. Geçemedigimiz engeller orada. Meshur hikâyedir. Mesnevi de anlatilir. Körlerle dolu bir odaya bir fil getirilir. Körlerden her biri filin bir parçasina dokunur, kavradigi ve tahayyül edebildigi sinirli parçaya göre bütünü tarif eder. Söylenen her sey hem dogrudur hem yanlis. Hem ilgilidir hem eksik. Herkes sadece bir parçasini anlar resmin, tamamini kavramaktan aciz.
Peki insan bütünü anlayamaz mi? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakis açisina mümkün mertebe yaklasabiliriz; gelebildigince, olabildigince. Birden fazla parçayi ayni anda kavrayabilmek içinse sabir, sükûnet ve emek lazim. Sadi der ki:
"Kolay elde edilen seyler uzun sürmez/ Bagdat ta bir firindan günde yüz kase çikarken/ Çin de tek bir seramik kase üretmek kirk yil alir/ Hangisi daha degerlidir?/ Yumurtasindan yeni çikmis bir civciv kendi gidasini bulup yerken/ Bir bebek yillar boyu bakima muhtaç kalir/ Birincisi bakislarini asla yerden ayirmazken/ Ikincisi içeride yildizlar ve galaksiler barindirabilir." Hayatta her sey için emek lazim. Bir roman yazarken, bir film çekerken, bir albüm tamamlarken ya da ufacik bir bakkal dükkâni isletirken veya yepyeni lüks bir restoran açarken... Boyutlari ne olursa olsun yaptigimiz her is, ürettigimiz her eserde meselenin püf noktasi emek, emek, emek.
Nedense kabiliyetin rolü fazla abartilmis. Basarili insanlarin özel, hatta insanüstü kabiliyetleri olduguna inaniyoruz. Oysa kabiliyet hepimizde var, hem de gani gani. Dogustan nice yeteneklerle geliyoruz su âleme. Ne var ki yeteneklerimizi ortaya çikartacak emegi, direnci, dirayeti, kararliligi ve inanci gösterme asamasinda tökezliyor, çuvalliyoruz. Bizleri hayat boyu kâh öne çikaran kâh kenarda ya da geride tutan esas ölçüt kabiliyetlerimizin derecesi degil, isimize verdigimiz emegin derecesi.
Elimin altinda daima hazir bekleyen kitaplardan biri Sufi nin Hayat Rehberi. Benim gibi saskinlar için iyi bir rehber. Yazari Neil Douglas-Klotz taninmis bir akademisyen ve ayni zamanda Uluslararasi Sufizm Birligi nin baskani. Bugün Batiya tasavvufu tanitan ve sevdiren insanlarin basinda geliyor. Daha evvel Annemarie Schimmel ya da Idris Sah gibi isimlerin yaptigi gibi, o da dinler ve kültürlerarasi metinler kurmakla kalmiyor; ayni zamanda "Dogu nun dili"ni Bati ya, "Bati nin söylemi"ni Dogu ya uyarliyor. Böylelikle ortaya çok farkli kesimlerden insanlarin okuyup zevk alabilecekleri, tasavvufu hissederek düsünebilecekleri, modern bireyi asirlarin bilgi ve sezgi birikimiyle tanistiran bir yaklasim çikiyor. Mevlana, Idris Sah, Rabia, Hafiz, Attar kitapta resmigeçit yapiyor.
Istihareye yatar gibi okunabilecek bir eser bu. Açip açip rastgele bir sayfa okuyup, düsüncelere dalabileceginiz, içinize bakabileceginiz, meditasyon yapabileceginiz, kendinizle bas basa kalabileceginiz. Basindan sonuna bir kez okunup da bir kenara kaldirilmak için yazilmamis zaten. 99 kapili bir saray gibi. Istediginiz kapidan giriyor, istediginiz kadar kaliyorsunuz odalarinda. Üst perdeden konusmuyor bu kitap. Okura yukaridan bakmiyor. Ne de olsa "Sufi her seye iki yönden bakma egilimindedir. Kendi bakis açisindan ve berikinin bakis açisindan." Okudukça insani cahil birakan kitaplar var, Sufinin Hayat Rehberi öyle iste.